İnsan Bir Köprüdür; Peki Siz Hâlâ Üzerinde mi Yaşıyorsunuz?
Bazı insanlar hayatlarını değiştirmeye çalışırlar.
Bazıları ise yalnızca hayatlarını biraz daha konforlu hâle getirmeye…
Aralarında büyük bir fark vardır.

Çünkü konfor arayan insan, köprünün üzerine daha sağlam bir ev inşa etmeye çalışır.
Hakikati arayan insan ise köprünün neden var olduğunu sorar.
İnsan doğduğu anda tamamlanmış bir varlık değildir. O, tamamlanma potansiyeliyle dünyaya gelir. İçinde taşıdığı öfke, korku, arzu, tutku, sevgi, merhamet ve bilinç; aynı nehrin farklı akıntıları gibidir. Bu nedenle kadim öğretiler insanı son nokta olarak değil, bir geçiş olarak görür. Ne tamamen bedeniz, ne de tamamen ruh. Ne yalnızca dünyaya aitiz, ne de bütünüyle gökyüzüne…
İnsan, iki âlem arasında kurulmuş yaşayan bir köprüdür.
Sorulması gereken soru şudur:
Bu köprü sizi nereye taşıyor?
Çünkü aynı enerji, bir insanı bağımlılıklara da götürebilir, özgürlüğe de…
Aynı nefes, korkuyu da büyütebilir, farkındalığı da…
Aynı zihin, sizi yıllarca kendi hikâyenizin içinde hapsedebilir; aynı bilinç ise tek bir anın içinde sizi bütün hikâyelerden özgür bırakabilir.
Mysterio’da yaptığımız çalışmaların özü tam olarak buradadır.
Biz bir şeyi eklemeye çalışmıyoruz.
Çünkü insanın özü zaten eksik değildir.
Biz yalnızca geçişi engelleyen yükleri görünür hâle getiriyoruz.
Amazon ormanlarında kullanılan kadim uygulamalar, meditasyon, sessizlik, doğayla yeniden kurulan bağ ve bilinçli ritüeller; insana yeni bir kimlik vermek için değil, taşıdığı eski kimlikleri yavaşça bırakabilmesi için vardır.

Çünkü insanın en büyük yanılsaması, kendisini sahip olduklarıyla tanımlamasıdır.
Kimliği…
Geçmişi…
Acıları…
Başarıları…
İnançları…
Oysa bunların hiçbiri köprünün kendisi değildir.
Onlar yalnızca köprüden geçerken yanınıza aldığınız yüklerdir.
Yük arttıkça yürümek zorlaşır.
İnsan bazen yıllarca aynı yerde kaldığını fark etmez.
Kendisini ilerliyor zanneder.
Yeni şehirler gezer.
Yeni ilişkiler yaşar.
Yeni bilgiler öğrenir.
Yeni törenlere katılır.
Yeni şifalar arar.
Ancak taşıdığı bilinç değişmedikçe yalnızca aynı köprünün üzerinde daireler çizer.
İşte bu yüzden gerçek dönüşüm bilgiyle başlamaz.
Cesaretle başlar.
Çünkü köprünün sonunu göremediğiniz hâlde yürümeye devam etmek cesaret ister.
Kontrolü bırakmak cesaret ister.
Bilinmeyene güvenmek cesaret ister.
Kadim geleneklerde müzik de bu yolculuğun sessiz rehberlerinden biridir.
Müzik yalnızca kulağın duyduğu bir ses değildir.
Titreşimdir.
Alan yaratır.
Zihnin sürekli konuşan katmanlarını yavaşça geride bırakır.
Bir noktadan sonra artık müziği dinlemezsiniz.
Müziğin içinde kaybolursunuz.
Sonra müzik de kaybolur.
Geriye yalnızca sessizlik kalır.
İnsanların çoğu sessizliği sesin yokluğu sanır.
Oysa kadim bilgeliğe göre sessizlik, hakikatin ilk dilidir.
İçinizde ilk kez gerçek bir sessizlik doğduğunda, köprünün diğer tarafını görmeye başlarsınız.
İşte bütün çalışmaların amacı budur.
Ne daha güçlü olmak…
Ne daha spiritüel görünmek…
Ne de daha fazla deneyim yaşamak…
Amaç, insan olmanın ötesine geçebilmektir.
Çünkü insan son durak değildir.
İnsan yalnızca bir davettir.
Bir kapıdır.
Bir geçittir.