Kendini Kabul Etmeden Hiçbir Kapı Açılmaz

İnsan yaşamı boyunca özgürleşmeye çalışır. Daha mutlu olmak ister, daha huzurlu olmak ister, daha çok sevmek, daha çok sevilmek, daha çok bolluk içinde yaşamak, daha bilinçli olmak, daha yüksek bir farkındalığa ulaşmak ister. Bu arayış onu bazen bir kitabın sayfalarına götürür, bazen bir öğretmenin sözlerine, bazen uzun meditasyonlara, bazen kutsal kabul ettiği ritüellere, bazen de dünyanın öbür ucundaki bir inzivaya. Fakat insanın çıktığı bütün yolculukların içerisinde çoğu zaman fark edilmeyen çok ince bir tuzak vardır; kişi bütün bu yolculukları gerçekten kendisini bulmak için mi yapmaktadır, yoksa kendisinden uzaklaşmak için daha sofistike yollar mı keşfetmektedir?

Bu soru ilk bakışta rahatsız edici gelebilir. Çünkü insanın zihni dönüşmek istediğine inanmayı sever. Oysa ruh çok daha sessiz ve çok daha dürüst bir yerden konuşur. Ruh bilir ki insanın yaşadığı birçok acının temelinde eksik olması değil, kendisini eksik sanması vardır. Kendisini eksik sanan insan ise sürekli yeni bir versiyon yaratmaya çalışır. Daha spiritüel bir versiyon, daha bilinçli bir versiyon, daha güçlü bir versiyon, daha başarılı bir versiyon… Fakat bütün bu çabanın altında çoğu zaman görülmeyen bir cümle gizlidir: “Olduğum kişi yeterli değil.”

Şimdi bir an durun ve kendinize dürüstçe bakın. Yıllardır peşinden koştuğunuz bütün hedeflerin, bütün gelişim yolculuklarının, bütün ruhsal çalışmaların altında gerçekten ne var? Daha fazla bilinç mi arıyorsunuz, yoksa kendinizden memnun olmadığınız için başka biri olmaya mı çalışıyorsunuz? Çünkü bu iki yol birbirine benzese de aynı yere çıkmaz. Birisi insanı özüne götürür, diğeri ise onu kendi yarattığı yeni bir kimliğin içine hapseder.

Yaşamın büyük sırrı şudur; hiçbir tohum kendisini başka bir tohuma dönüştürmeye çalışmaz. Gül, çam ağacı olmaya çalışmaz. Okyanus, nehir olmaya çalışmaz. Gökyüzü yıldızlarından utanmaz. Varoluşun her parçası olduğu şeyi bütünüyle kabul ettiği için kendi mükemmelliğini yaşayabilir. Yalnızca insan kendisini sürekli yargılar, sürekli düzeltmeye çalışır ve sonra da neden huzura ulaşamadığını merak eder.

Belki bugün kendinize başka sorular sormanın zamanı gelmiştir. Gerçekten dönüşmek isteyen tarafınız hangisi? Gerçekten iyileşmek isteyen tarafınız hangisi? Ve daha da önemlisi, kendinizde normal olmadığını bildiğiniz halde yıllardır normalmiş gibi yaşamaya devam ettiğiniz şey nedir? Sizi aşağıya çeken düşünceler, alışkanlıklar ya da hikâyeler gerçekten yaşamınızın bir parçası mı, yoksa onları taşımaya alıştığınız için mi hâlâ yanınızda tutuyorsunuz?

Çünkü kabul edilmeyen hiçbir şey dönüşmez. Görülmeyen hiçbir şey şifalanmaz. Kucaklanmayan hiçbir taraf bütünleşmez. İnsan kendisini değiştirmeye çalışırken yıllarca yorulabilir; ancak kendisini olduğu haliyle görebildiği o nadir anda, yaşamın bütün gücü onun arkasında çalışmaya başlar. İşte o noktada ortaya çıkan değişim bir çabanın sonucu değildir. Bir savaşın sonucu değildir. Bir disiplinin sonucu değildir. O değişim, insanın nihayet kendisiyle barışmasının doğal sonucudur.

Belki de aradığınız yeni varoluş, gelecekte ulaşacağınız bir yerde değildir. Belki de o yeni varoluş, şu anda olduğunuz kişiyi ilk kez bütünüyle kabul ettiğiniz anda doğacaktır. Çünkü insanın ruhu, reddedildiği yerde açmaz. Ruh, sevgiyle görüldüğü yerde açar. Ve kendisini bütünüyle görebilen insan, artık yeni bir hayat yaratmaya çalışmaz; yaşamın zaten onun içinden doğmakta olan hakikatine izin verir.

Bugün kendinize karşı biraz daha yumuşak olabilir misiniz?

Bugün yıllardır değiştirmeye çalıştığınız taraflarınıza biraz daha sevgiyle bakabilir misiniz?

Bugün bütün maskelerinizi, bütün unvanlarınızı, bütün hikâyelerinizi bir kenara bırakıp yalnızca şu sorunun içinde oturabilir misiniz:

“Eğer kendimi değiştirmeye çalışmayı bıraksaydım, gerçekte kim olurdum?”

Belki de bütün yolculuk sizi bu sorunun kapısına getirmek içindi.

Ve belki de o kapının ardında bekleyen şey, yeni bir insan değil; nihayet kendisini hatırlamış gerçek sizsiniz.

Bugün, sizi tüketen döngüleri bırakmak için değil, onları neden taşıdığınızı görmek için kendinize alan açın. Kendinize iyi bakmak için değil, zaten yaşamın en kıymetli emaneti olduğunuzu hatırlamak için durun. Hayatınızın hafiflemesi için mücadele etmeyin; yalnızca size ait olmayan yükleri fark edin. Çünkü kabul derinleştiğinde yükler kendiliğinden çözülür ve insan, uzun zamandır aradığı huzurun aslında kendi özünden yükseldiğini fark eder.