
Osho’nun meditasyon öğretisinde üzerinde önemle durduğu farkındalık, insanın bu arayışın kendisini de gözlemleyebilmesidir. Meditasyon, yalnızca gözlerini kapatarak belirli bir süre sessizce oturmak değildir; yaptığın işi sevgiyle yapabilmek, yaşadığın anın içinde bütün varlığınla bulunabilmek, zihninin seni geçmişin hatıralarına ya da geleceğin beklentilerine sürüklediğini fark ederek yeniden yaşamın kendisine dönebilmektir.
Bir düşünün, gün içerisinde kaç kez gerçekten bulunduğunuz anı yaşıyorsunuz? Sabah uyandığınızda yeni bir güne başlamanın sevincini mi duyuyorsunuz, yoksa henüz yatağınızdan kalkmadan zihninizin önünüze getirdiği sorumlulukların arasında mı kayboluyorsunuz? Sevdiğiniz biri sizinle konuşurken onun sesini, bakışını, duygusunu gerçekten duyabiliyor musunuz, yoksa zihniniz çoktan vereceğiniz cevabı hazırlamaya mı başlıyor? Doğanın içinde yürürken kuşların sesini, toprağın kokusunu, rüzgarın teninizde bıraktığı hissi fark ediyor musunuz, yoksa yürüyüşünüzü bile tamamlanması gereken bir göreve mi dönüştürüyorsunuz?
İnsan bazen yıllarca yaşar, sayısız deneyim edinir, pek çok insana dokunur, büyük başarılara ulaşır ve bütün bunların sonunda hayatını ne kadar az hissederek geçirdiğini fark eder. İşte meditasyon, insana yaşamayı unuttuğu hayatını yeniden hatırlatabilecek en kıymetli farkındalık yollarından biridir.
Meditasyon, Zihni Susturmak Değil, Zihnin Ötesindeki Varlığını Tanımaktır
Pek çok insan meditasyona başladığında zihninden hiçbir düşünce geçmemesi gerektiğine inanıyor. Gözlerini kapatıyor, sessizce oturuyor ve düşünceler gelmeye devam ettiğinde meditasyon yapamadığını düşünüyor. Oysa burada anlaşılması gereken çok kıymetli bir ayrım var: Zihnin düşünce üretmesi onun doğasının bir parçasıdır; meditasyon ise insanın bütün bu düşünceleri kendi varlığının değişmez gerçeği olarak kabul etmek yerine onları gözlemleyebilmeyi öğrenmesidir.
Örneğin, bir insanın size söylediği birkaç kelimenin günlerce zihninizde yaşamaya devam ettiğini düşünün. O konuşma çoktan bitmiştir, karşınızdaki insan kendi yaşamına dönmüştür, bulunduğunuz ortam ve koşullar değişmiştir. Buna karşın siz, zihninizin içinde aynı konuşmayı tekrar ediyor, söyleyemediklerinizi söylüyor, alacağınız cevapları hayal ediyor ve bazen gerçekte yaşanmamış konuşmaların duygusal yükünü taşımaya devam ediyorsunuz.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun: Beni etkileyen, yaşadığım olayın kendisi mi, yoksa zihnimin o olayla kurmaya devam ettiği ilişki mi?
Bu soruyu içtenlikle gözlemlediğinizde zihninizin sizin için nasıl bir gerçeklik oluşturduğunu fark etmeye başlayabilirsiniz. Geçmişte yaşanmış bir olay bugünkü duygularınızı etkileyebilir, henüz gerçekleşmemiş bir gelecek bedeninizde kaygı uyandırabilir ve siz bütün bunların ortasında yaşamın tam şu anda gerçekleştiğini unutabilirsiniz.
Meditasyon, insanın yaşadıklarını inkar etmesi ya da duygularından uzaklaşması değildir. Tam tersine, kendi içinde olup bitenleri sevgiyle ve yargılamadan görebilmesi, korkusunu da sevgisini de öfkesini de huzurunu da varoluşunun bir parçası olarak tanıyabilmesidir. İnsan kendisine böylesine açık bir dikkatle yaklaşabildiğinde, değiştirmek için mücadele ettiği pek çok şeyle ilişkisi de dönüşmeye başlar.
İnziva, İnsanlığın Kadim Kendine Dönüş Yollarından Biridir
İnsanın kendisiyle baş başa kalmak, doğanın döngüleriyle yeniden temas kurmak ve gündelik yaşamın alışkanlıklarının ötesinde varoluşunu sorgulamak için özel alanlar oluşturması yeni bir arayış değildir. Dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı kültürlerde ve kadim öğretilerde sessizliğe çekilmek, doğada vakit geçirmek, tefekkür etmek, bedeni ve zihni gözlemlemek, insanın yaşamla kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesine eşlik eden uygulamalar arasında yer almıştır.
Mysterio inzivalarının ruhunda da bu kadim arayışın çağdaş insanın yaşamıyla buluşması vardır.
Burada benim için asıl kıymetli olan, insanın birkaç günlüğüne alıştığı çevreden uzaklaşması değil, kendi yaşamına dışarıdan bakabilecek bir farkındalık alanıyla buluşmasıdır. Çünkü insan gündelik hayatında çoğu zaman kim olduğunu, ne hissettiğini, hangi seçimleri özgürce yaptığını ve hangi davranışları yalnızca alışkanlıkları nedeniyle sürdürdüğünü sorgulamadan yaşamını devam ettirir.
Kendisini yıllardır güçlü olmak zorunda hisseden biri, belki ilk kez yorulduğunu kabul edebilir. Herkesin beklentilerini karşılamak için yaşayan biri, kendi ihtiyaçlarını ne kadar uzun süredir ertelediğini fark edebilir. Sevgiyi yalnızca başkalarına vermek olarak öğrenmiş biri, kendi varlığına da aynı sevgiyle yaklaşmanın ne anlama geldiğini keşfedebilir.
İnziva sürecinde ortaya çıkan her deneyimin hoş, huzurlu ya da kolay olması gerekmez. Bazen insanın en değerli farkındalığı, uzun zamandır görmezden geldiği bir duygusuyla karşılaşmasıyla başlar. Bu karşılaşmayı bir eksiklik, başarısızlık ya da aşılması gereken bir engel olarak değil, kendi varlığını daha yakından tanıma fırsatı olarak değerlendirebilmek ise yolculuğun derinliğini belirler.
Mysterio’da insanlara vaat ettiğim şey kusursuz bir hayat ya da bütün soruların cevaplarını bulacakları bir deneyim değildir. Ben, insanın kendi içinde taşıdığı soruları duyabileceği, alışılmış düşünme biçimlerini gözlemleyebileceği, doğayla ve kendi bedeniyle ilişkisini yeniden değerlendirebileceği, bütün bunları kendi özgür iradesi ve sınırları içerisinde yaşayabileceği bir alan oluşturmanın kıymetine inanıyorum.

Mysterio’nun Kadim Kolaylaştırıcıları ve Doğanın Bilgeliği
İnsanlık tarihi boyunca doğa, yalnızca beslenmenin ve barınmanın kaynağı olarak görülmemiştir. Farklı topluluklar bitkilerle, hayvanlarla, toprakla, suyla ve içinde yaşadıkları ekosistemlerle kendilerine özgü kültürel, manevi ve geleneksel ilişkiler geliştirmişlerdir. Bugün kadim uygulamaları anlamaya çalışırken öncelikle onların doğdukları kültürlere, taşıdıkları anlamlara ve nesiller boyunca aktarılan bilgiye saygı duymamız gerektiğine inanıyorum.
Mysterio’da sözünü ettiğimiz kadim kolaylaştırıcılar, bu geniş insanlık mirasının farklı gelenekleriyle ilişkilidir. Bunların arasında Amazon yerli topluluklarının geleneksel uygulamalarında kullanılan Kambo da yer alır.
Kambo, Amazon bölgesinde yaşayan Phyllomedusa bicolor adlı kurbağanın deri salgısıyla gerçekleştirilen geleneksel bir uygulamadır. Bu gelenek, köken aldığı toplulukların doğayla ilişkileri, kültürel yaşamları ve arınmaya ilişkin inanışları içinde kendine özgü bir yere sahiptir. Bununla birlikte geleneksel bir uygulamanın tarihsel değerini tanımakla onun tıbbi etkilerini değerlendirmek birbirinden farklı konulardır. Kambo’nun hastalıkları iyileştirdiği ya da bedeni toksinlerden arındırdığı yönündeki iddialar bilimsel olarak doğrulanmış değildir; ciddi sağlık riskleri taşıdığı da bilinmektedir.
Benim için kadim bilgeliğe duyulan saygı, her uygulamanın sorgusuz kabul edilmesini gerektirmez. Doğanın içinde yaşamı destekleyen sayısız unsur bulunduğu gibi insan bedeni üzerinde güçlü ve kimi zaman tehlikeli etkiler oluşturabilen maddeler de vardır. Dolayısıyla gerçek bir farkındalık yolculuğunda insanın sağlığı, güvenliği, bilinçli seçimi ve kendi sınırlarını tanıması da bu saygının ayrılmaz parçalarıdır.
Kadim uygulamalarla ilgilenirken kendimize şu soruyu da yöneltmemiz gerekir: Ben bu deneyime gerçekten kendi içsel çağrımla mı yaklaşıyorum, yoksa başkalarının yaşadıklarını duyduğum için benim de yaşamam gerektiğine mi inanıyorum?
Çünkü insanın kendisini tanıma yolculuğu, daha fazla deneyim biriktirme yarışına dönüştüğünde aradığı farkındalıktan uzaklaşabilir. Bazen insanın en önemli keşfi bir uygulamaya katılmak, bazen de kendisi için uygun olmayan bir deneyimi seçmemek olabilir.
Kolaylaştırıcılık, Bir İnsanın Kendi Hakikatine Saygı Duymaktır
Mysterio alanında hizmet eden kolaylaştırıcıların eşliğini değerli kılan yalnızca bildikleri ya da katıldıkları eğitimler değildir. Benim için gerçek kolaylaştırıcılık, karşısındaki insanı değiştirilmesi gereken biri olarak görmeden, onun kendi varlığını keşfetme sürecine sevgiyle, özenle ve sorumlulukla yaklaşabilmektir.
İnsanın iç dünyasına temas etmek büyük bir hassasiyet gerektirir. Herkesin geçmişi, yaşadığı deneyimler, duygularıyla kurduğu ilişki, bedensel ve psikolojik sınırları birbirinden farklıdır. Bir insana iyi gelen bir deneyimin başka bir insan için uygun olmayabileceğini kabul edebilmek, insanın özgünlüğüne duyduğumuz saygının göstergelerinden biridir.
Bazen bir insanın gerçekten duyulmaya ihtiyacı vardır. Kimi zaman kendisine ait bir duyguyu ilk kez dile getirmeye, kimi zaman sessizliğinin içinde kalmaya, kimi zaman da hiçbir açıklama yapmak zorunda olmadığını hissetmeye…
Bu sebeple kolaylaştırıcının görevi, kendi doğrularını bir başkasının yaşamına yerleştirmek değil, kişinin kendi farkındalığına ulaşabileceği alanın sınırlarını ve sorumluluklarını gözetmektir.
Mysterio’nun özünde bulunan sevgi ve kabul anlayışını da tam olarak burada görüyorum. İnsan, başka biri olmaya zorlanmadığında, hissettikleri yargılanmadığında ve kendi seçimlerine saygı duyulduğunda kendisiyle çok daha samimi bir ilişki kurma imkanı bulabilir.
İnziva Sona Erdiğinde Yolculuk Gerçekten Başlar
Bir inzivanın insanın yaşamındaki gerçek karşılığını yalnızca inziva sırasında yaşadıklarında aramıyorum. Benim için asıl önemli olan, kişinin orada edindiği farkındalığı gündelik yaşamının içine nasıl taşıdığıdır.
Doğanın içinde sessizce otururken huzuru deneyimlemek kıymetlidir. Peki, aynı insan evine döndüğünde bir anlaşmazlığın ortasında da kendi duygularını gözlemleyebiliyor mu? Meditasyon sırasında sevgiyle dolduğunu hisseden biri, günlük yaşamında karşılaştığı farklılıklara ve kendisi gibi düşünmeyen insanlara da sevgiyle yaklaşabiliyor mu? İnzivada kendisini özgür hisseden kişi, alışkanlıklarının içine geri döndüğünde hangi seçimlerinin gerçekten kendisine ait olduğunu fark edebiliyor mu?
İşte insanın yolculuğunu anlamlı kılan sorular bunlardır.
Bazen dönüşüm, yaşamının bütün koşullarını değiştirmenle değil, aynı koşullara başka bir bilinçle yaklaşmaya başlamanla kendisini gösterir. Daha önce seni öfkelendiren bir durumda durup kendini gözlemleyebilmen, sevdiğin birinin sözlerini ilk kez savunmaya geçmeden dinleyebilmen, sabah güne başladığında yaşayacağın saatleri yalnızca tamamlanması gereken sorumluluklardan ibaret görmemen, kendi varlığınla kurduğun ilişkinin değiştiğini gösterebilir.
İnsan bütün yaşamını yeniden düzenlese de kendi zihniyle kurduğu ilişkiyi tanımadığında aynı çatışmaları yeni koşulların içinde yaşamaya devam edebilir. Buna karşılık kendisine dair derin bir farkındalık geliştirdiğinde, dış dünyası aynı kalsa bile yaşamı algılayışında önemli değişimler ortaya çıkabilir.
Bu yüzden Mysterio’da inzivayı bir varış noktası olarak değil, insanın gündelik yaşamında sürdürebileceği bir farkındalık yolculuğunun parçası olarak görüyorum.

Yaşamın Kendisi En Büyük Öğretmendir
Bir gün doğanın içinde yürürken ağaçları gerçekten izlemeyi deneyin. Hiçbir ağaç başka bir ağaca benzemek için çabalamaz; kendi kökleriyle toprağa tutunur, kendi dallarıyla gökyüzüne uzanır ve doğanın döngüleri içinde varlığını sürdürür. Akan nehir yoluna çıkan her taşı yok etmeye çalışmadan akışına devam eder; mevsimler birbirleriyle mücadele etmeden kendi zamanlarında değişir.
İnsan da doğanın bir parçası olduğunu hatırladığında, yaşamın içinde sürekli bir yerlere yetişme, bir şeylere sahip olma ve kendisini başkalarıyla karşılaştırma alışkanlıklarını sorgulamaya başlayabilir.
Bütün bu arayışın ortasında sana şu soruyu bırakmak istiyorum:
Bir gün arzuladığın her şeye ulaştığında, seni huzurlu kılacak olan gerçekten sahip oldukların mı olacak, yoksa sonunda kendinle barış içinde yaşayabilmen mi?
Belki de yıllardır ulaşmaya çalıştığın yaşam, sen başka bir yerde onu ararken bütün güzelliğiyle hemen önünde akıp gidiyordur. Sevdiklerin, doğa, güneşin doğuşu, bir insanın gülümsemesi, içtenlikle paylaşılan bir sohbet ve hiçbir karşılık beklemeden gösterilen sevgi…
Meditasyon bütün bu güzellikleri sana yeniden fark ettirebilecek bir kapıdır. İnziva ise gündelik yaşamın koşuşturmasından uzaklaşarak bu kapının önünde daha uzun süre kalabilmene, içeriye bakabilmene ve kendi varlığını daha derinden tanıyabilmene imkan sunabilir.
Mysterio’yu yıllardır taşıdığım öğretilerle, kadim bilgeliklere duyduğum saygıyla ve insanın kendi özünü keşfetme yolculuğuna olan inancımla buluşturan anlayış budur.
İnsanın hayatına yeni bir yaşam biçimi dayatmak yerine, kendi hayatını ne kadar bilinçle yaşadığını sorgulamasına eşlik etmek…
Çünkü içsel özgürlük, yalnızca dünyadan uzaklaştığında hissettiğin bir sessizlikte değil, dünyanın bütün sesleri arasında kendin olarak var olabilmende de kendisini gösterir.
Ve bir gün sabah uyandığında, yaşamın sana sunduğu yeni günü gerçekten duyabildiğinde, bir fincan çayın sıcaklığını hissedebildiğinde, sevdiğin insanın gözlerine bütün varlığınla bakabildiğinde, içinden geçen bir düşüncenin peşine takılmadan onu gözlemleyebildiğinde, meditasyonun hayatından ayrı bir uygulama olmadığını keşfetmeye başlayacaksın.
İşte o zaman, huzuru bulmak için uzaklara gitmen gerekmediğini; bazen yalnızca bulunduğun yere, bütün varlığınla dönmenin yeterli olduğunu anlayacaksın.
Ve belki de insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, yaşamı değiştirmeye çalışmadan önce yaşamın içinde gerçekten bulunmayı öğrenmesidir.
Sevgiyle, farkındalıkla ve varoluşun bütün renklerine duyduğum saygıyla…
Mysterio – Kadim Bilgelik, Meditasyon ve Kendine Dönüş Yolculuğu
