Ruhun Seni Çağırdığı Hayatı Erteleyebilir misin?
İnsan, dünyaya yalnızca bir yaşam sürmek için gelmez.
Her ruh, bu dünyaya görünmeyen bir niyetle, kendine özgü bir titreşimle ve yalnızca kendisinin gerçekleştirebileceği bir çağrıyla doğar. Bu çağrı bazen çocuklukta bir hayalin içinde kendini gösterir, bazen bir kitabın satırlarında, bazen hiç tanımadığınız bir insanın gözlerinde, bazen de gecenin sessizliğinde içinizden yükselen tarif edemediğiniz bir özlem olarak belirir.

Ruhun dili hiçbir zaman acele etmez.
O, sizi zorlamaz.
Sadece bekler.
Çünkü ruh bilir ki insan, hakikati kendisine anlatıldığında değil, onu duymaya hazır olduğunda hatırlar.
Ne gariptir ki insan, hayatının büyük bölümünü dışarıdaki işaretleri okumaya çalışarak geçirirken, kendi ruhunun yıllardır fısıldadığı bilgeliği duymayı unutur. Oysa en büyük işaret, dışarıda değil, içeridedir. Bir şeyi yapmayı yıllardır istemeniz tesadüf değildir. Bir yere gitme arzunuz, bir eğitim alma isteğiniz, yazmak istediğiniz bir kitap, kurmayı hayal ettiğiniz bir yaşam, söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir cümle… Bunların hiçbiri zihnin ürettiği geçici hevesler değildir. Bunlar, ruhun sizi kendi hakikatinize doğru çağırma biçimidir.
Kadim öğretiler, ruhun insana aynı çağrıyı tekrar tekrar gönderdiğini söyler. İnsan bu çağrıyı duyduğunda yaşam genişler. Görmezden geldiğinde ise ruh susmaz; yalnızca daha derin bir özleme dönüşür.
İnsan çoğu zaman bunun adını koyamaz.
“İçimde bir eksiklik var.”
“Her şey yolunda gibi görünüyor ama bir şey beni çağırıyor.”
“Hayatım güzel, yine de tamamlanmamış hissediyorum.”
Belki de eksik olan hiçbir şey değildir.
Belki yalnızca, ruhunuzun kapısını uzun zamandır çalmaya devam eden o daveti henüz kabul etmemişsinizdir.
Ruhun çağrısını ertelemek, yalnızca bir hayali ertelemek değildir. Kendi özünüzle yapacağınız buluşmayı ertelemektir. Çünkü insanın en büyük kaybı zaman değildir. En büyük kayıp, kendisini çağıran yaşamı duyamayacak kadar gürültünün içinde kalmasıdır.
Bugün kendinize sessizce şu soruyu sorun:
Ruhum yıllardır bana hangi kapıyı göstermeye çalışıyor?

Belki cevabı hemen bulamayacaksınız.
Ancak doğru soru, doğru kapıyı mutlaka açar.
Çünkü hakikat, aranmaktan çok hatırlanmayı bekler.
Ve insan, ruhunun sesini yeniden duymaya başladığında fark eder ki, aradığı yol hiçbir zaman kaybolmamıştır. Yol hep oradadır.
Bekleyen yalnızca insanın kendisiyle yeniden buluşacağı o kutsal andır.
Belki de bütün dönüşüm, yeni bir insan olmaya çalışmakta değil; yaratılışın ilk gününde kalbinize emanet edilen o ilahi çağrıyı yeniden hatırlamaktadır.
Çünkü ruh hiçbir zaman sizden mükemmel olmanızı istemedi.
Yalnızca size ait olan yaşamı, size ait olan bilinçle yaşamaya cesaret etmenizi bekledi.